Everyday is Like Sunday!


Woody Allen'ın, Annie Hall filminde yaptığı bir tespit vardı, hayat berbat yemekleri, kötü sosları olan bir yemeğe benziyor, üstelik porsiyonları da çok küçük! Hergün birbirine benzerken, aynı günleri tekrar tekrar yaşarken, geçiremediğimiz saniyeler, bir bakıyoruz ki yıl şeklinde uçup gitmiş. Hayat sadece berbat değil, kısa da...

Saatler, günler, haftalar içinde, pazartesilerden daha çok nefret ettiğim bir zaman dilimi varsa, o da kesinlikle pazarları olmalı. Pazartesinin kasveti daha pazar sabahından üstüme çöker, pazartesi belki iyi bir gün olabilecekken, ben kendimi pazartesinin berbatlığıyla, daha pazar gününden yerim bitiririm kendimi. Benim için haftasonu cumartesilerden ibarettir. hatta 'I don't do sundays' diye t-shirt bile bastırasım var.

Bu güneşli, sıcak ama her nasılsa kasvetli ve bunaltıcı Ankara pazarını değiştirebilecek tek şey Morrisseydir galiba, ama onu da dozunda almak lazım. Depresyondan uzak, normal ve sağlıklı bir insanı, sıkı bir Morrissey kürüyle intiharın eşiğine getirebilirsiniz.

Artık pazarlarımı aynen 'Everyday is like Sunday' deki gibi, bomba yağdırırken bile unutulan, sakin ve huzurlu bir yerde, onsuz hergünün benim için pazar gününe benzeyeceği biriyle geçirmek istiyorum. Morrissey CD'lerimi bile verebilirim bu uğurda.

Yok vazgeçtim, vermem Mozumu kimseye.


2 Kişi bişey dedi.:



just weeping dedi ki...

kesinlikle katılıyorum pazarların daha boğucu olduğuna. hele küçükken pazar günleri akşama ve pazartesiye kalan saatleri de sayarak iyice işkence ederdim kendime. pazartesiyi unutarak pazarları eğlenen - dinlenen insanlara hala ayrı bi saygı duyuyorum.

morrissey konusuna gelince let me kiss you'dan kendimi kurtardım derken that's how people grow up'ı obsesyon haline getirdim. everyday is like sunday'i pazar dışında bir günde dinlemek de daha manalı olabilir belki.

FOR NO ONE dedi ki...

pazartesiye kalan saatleri saymak da yaratıcıymış, ben okula gitmeden önce kıyafetlerimi, kitaplarımı, ödevlerimi tekrar tekrar kontrol ederdim, ama içim bir türlü rahat etmezdi, huzursuzca uykuya dalardım. Çok garip bir çocukmuşum hakkaten küçükken.

morrissey ve smiths konusuna gelince, please please please let me get what i want şerkısının, düşük dozda valium ve yüksek dozda passiflora eşilğinde dinlenmesi taraftarıyım.

Yorum Gönder